Ülkemizde ihracatçı birliklerine kayıtlı 67 bin firma bulunuyor. Dünyanın dört bir yanına ihracat yapıyoruz. Ekonomi Bakanlığı ve KOSGEB (Yurt dışında ofisi mağaza desteği, yurt dışı iş gezisi, yurt dışı fuar, sınai mülkiyet teşvikleri vs…) gibi birçok kurum ihracatı ve ihracatçıyı desteklemek amacıyla belirli bir plan ve programlar dahilinde hibe ve krediler konusunda destek veriyor. Bunun yanı sıra kalkınma ajansları ve çeşitli devlet kurumları tarafından uluslararası ilişkileri ve ticari ilişkileri güçlendirmek anlamında da kurumsal çalışmalar sürdürülüyor.

Sağlanan bunca hibe ve teşviklerin güvencesini alan ihracatçılarımız pazarda çok daha akılcı dinamik ve geri dönüşü sağlam yatırımlar ve karlar elde ediyorlar. Bu uygulamaların yanı sıra ihracatçılarımızın da kendi kişisel stratejik planlamalarını da oluşturmaları gerekmektedir.

Marka Korumasının Önemi

Bakıyorsunuz firmanın cirosunun yüzde 80‘i ihracattan geliyor. Milyon dolarlık ihracat hacimleri var. Onlarca veya yüzlerce çalışanı var. Vergi ödüyor vs… kısacası ihracatta en ufak bir sıkıntı yaşanırsa tüm süreçler durma noktasına gelecek fakat buna rağmen ihracatçı firma markasını yurt dışında tescil ettirmeden sıfır koruma ile ciddi riskler altında ihracat yapıyor.

Bununla birlikte, markasını Türkiye‘de ve ihracat yaptığı ülkelerde tescil ettirmiş firmaları incelediğimizde de birçoğunun doğru mal ve hizmet alanında tescil korumalarının bulunmadığını veya özellikle tescil maliyetlerini minimize etmek adına yaptıkları tasarruflardan dolayı tam kapsamlı koruma almak yerine taklide ve suistimale açık tehditler altında çalıştıklarını görüyoruz.

Çoğu zaman marka konusundaki ihtilaflar işyerinden ayrılıp iş kurun çalışan, eski ortaklar, bayiler, distribütörler arasında cereyan etmekle birlikte münferit durumlarda yaşanmaktadır.

İhracatçı bir firma yurt dışında katıldığı bir fuarda veya seyahat sonrasında ticari ilişkiler kurmak suretiyle bir distribütör firma ile anlaşma yapıyor. Firmayı kuruyor, pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirirken markaya yatırım yapmaya başlıyor, yurt dışından siparişler alıyor üretime başlıyor. Fakat markasını ihracat yaptığı ülkede tescil ettirmiyor. Tam bu noktada çoğunlukla karşılaştığımız durumlarda olduğu gibi distribütör firma bir süre sonra markayı o ülkede kendi adına tescil ettiriyor ve ihracatçımızın o marka ile ihracat yapmasını engelliyor.
Bildiğiniz üzere 2013 yılında Gümrük Bakanlığı ile Türk Patent ve Marka Kurumu arasında imzalanan protokole göre firmalar ihracat beyannamesi doldururken marka tescil bilgilerini paylaşmaya başladılar. Bu bilgiler gümrük idarelerine aktarılarak bu sayede firma ve markaların ne kadar ihracat yaptığını net bir şekilde izlenebilirliği sağlandı. Özellikle yurt dışında birçok ülkenin uyguladığı gümrük kontrollerinde taklit marka ile ihracatın tespiti kolaylaşmaya başladı. Bu nedenle firmalara hem Türkiye’de hem de yurt dışında tescil yapmaları gerektiğini öneriyoruz.

Tek bir başvuru ile birden fazla ülkede tescil alabiliyorsunuz

Madrid Sistemi dünyada en etkin ve yaygın biçimde kullanılan uluslararası tescil sistemi konumundadır. Dünya ticaret hacminin yüzde 80’inden fazlasına sahip olan üye ülkelere her geçen yıl yenisi ekleniyor. Tek bir başvuru ile birden fazla ülkede tescil alabilmeye olanak sağlayan sistem, AB ve OAPI (Afrika Fikri Haklar Organizasyonu) gibi topluluklarını kapsamakta. Böylece tek bir başvuruyla çok daha kolay bir şekilde ve zahmetsizce birçok ülkede tescil işlemleri gerçekleştirilebilmektedir.

Ülkemizde bu sistem aracılığı ile tescil almış yaklaşık 15 bin civarında marka bulunmaktadır. Bu sayıya Madrid Sistemi dışında kalan ülkelere yapılan başvuruları da eklediğimizde 25 bin adet tescilli marka var demektir. 67 Bin ihracatçımızı düşündüğümüzde bu sayı oldukça az ve endişe verici bir durum. Diğer bir deyişle her 3 ihracatçımızdan 2 tescilsiz marka ile ihracat yapmaktan dolayı bahsettiğimiz riskler altında.

Madrid Sistemi ile üye ülkelere ihracat yapan firmalar, markalarını en uygun maliyetle tescil ettirme olanağına kavuştular. Ayrıca Ekonomi Bakanlığı ve KOSGEB’in tescil konusunda vermiş olduğu desteklerle bu maliyetlerinde yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılandığını göz önünde bulundurduğumuzda marka sahiplerine çok ciddi avantajlar sağlamakta.

Bu nedenle ihracatçıların yapacağı ilk şey ihracat yapacakları ülkelere toplu iğne bile göndermeden önce markalarını tescil ettirmeleridir.

Marka başvurularında yedinci sıradayız

Son dönemlerde ülkemiz marka başvurularında en aktif ülkelerin başında gelmektedir. Türkiye, 2011 yılından bu yana yılda ortalama 100 binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa’nın en fazla marka başvurusu yapan ülkeleri arasında yerini almıştır. Öte yandan Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilat tarafından her yıl yayımlanan Dünya Fikri Mülkiyet Göstergeleri Raporuna göre Türkiye 2015 yılında marka başvurularında dünyada yedinci sırada yer almaktadır.

Avrupa Patent Ofisinin derlediği; verilerini 3. kişilerle paylaşan ülkelerin İstatistikleridir.

 ÜLKEADET
1 US ABD – USPTO8.394.036
2 JP Japonya – JPO4.015.976
3 BR Brezilya – INPI3.437.970
4 KR Kore Cumhuriyeti – KIPO3.310.579
5 FR Fransa – INPI2.629.347
6 DE Almanya – DPMA1.959.940
7 CA Kanada – CIPO1.540.034
8 EM EUIPO – EUIPO1.490.684
9 MX Meksika – IMPI1.418.110
10 TR Türkiye – TURKPATENT1.408.790
11 IT İtalya – UIBM1.133.135
12 GB Birleşik Krallık – UKIPO1.101.568
13 WO WIPO – WIPO971.299
14 ES İspanya – OEPM867.623
15 IN Hindistan – CGDPTM823.215

Cumhur Abdullah Akbulut

Genel Müdür